29 Haziran 2012 Cuma

Sade'liğe eriş...

Aylardır bir çok kişi benimle birlikte romanın heyecanını, mutluluğunu, sancılarını yaşadı. Romanın ortalarına geldiğimde, "Bu senin ilk çocuğun olacak." dedim kendi kendime. Anne olmak nasıl bir histir bunu anlamamın şu anda imkanı yok ama, içimde bir şey büyütmenin ne demek olduğunu öğrendim. Bir hikaye düştü içime, benim değildi ama bendendi! Öyle çok sevdim ki onu, hayatımı ona göre düzenledim. Onun için okudum, araştırdım, uykusuz kaldım, gitmek istediğim yerlere gidemedim, bir rüyadaymış gibi onun gerçekleşmesini bekledim. Ve benim bu emek verdiğim ilk çocuğum, "tesadüf" o ki tam dokuz ay on gün sonra dünyaya geldi. 6 Eylül 2011'de başladığım Aşk'ı Semazen, 16 Haziran 2012'de nur topu gibi doğmuş bir şekilde kucağımdaydı :) Mutluluğumun tarifi yoktu... Bu geçen süre de içimde büyüyen hikayeyle birlikte, bende büyüdüm. Yazmak öyle bir büyü ki, kendi yarattığım karaktere hayran oldum. Yaşadığım olaylarda, "Sade olsa ne yapardı şimdi?" diye sorup, Sade gibi davranmaya çalışırken yakaladım kendimi... Hayatımı Sade'leştirdiğim bir dönemin en güzel hediyesi oldu Can ve Sade. 

Şimdi kitap yayınevinde, editörlerin elinde, yayınlamalılıar mı yayınlamamalılar mı buna karar veriyorlar, ama benim içimde olumsuz tek bir his yok... Yüreğimle yazdım, biliyorum bu karşılıksız kalmayacak... O kadar çok inanıyorum ki, yazı yazdığım süre boyunca her D&R'a girişimde kitapların arasında -özellikle best seller'de- kendi kitabımı hayal ettim :) Orada, diğer kitapların arasındaydı :) Şimdi o güne az kaldığını hissetmek bile, Kelimeler Kitabı'na sığmıyor. Mutluyum, hem de çok, pek çok... Kendimi bildiğimden beri kurduğum hayale hiç bu kadar yakın olmamıştım ki... 

Dilerim siz de çok severseniz Can ile Sade'yi. Onlar, modern zamanın Leyle ile Mecnun'u, aşkı aşk olarak yaşayıp, yanmaya hevesli iki sevgili... Onlar; aşka hürmet edenlerden... Onların tek dileği aşkta yok olabilmeleri... Yüzyıllar sonra Mevlana ve Şems'in parmak izlerinin değdiği iki yüreğe sahipler, onlar Sade'ce aşık, birbirlerine deli...

" Ben pervaneydim, onun ışığına aşık olan. O mumdu, etrafını aydınlatan. Bir an olsun, tek bir an düşünmemiştim yanmak acıtır mı diye, seve seve atlamıştım ateşine, ama ben yok olmadan mum eriyordu. Yanmak için atladığım, benden önce yanıp, eriyordu. Yangında yok olmak anlamlıydı da, o yangından kanatları yanarak çıkmak nasıl olurdu, işte ben bunu hiç bilemedim."

Can'ın pervane oluşu, Sade'liğe erişinin hikayesi... Bu öyle bir eriş ki, makamların en üstünü...



27 Haziran 2012 Çarşamba

Aşk'ı Semazen'den :)

"O hamuşandaydı artık ve o da bir hamuş. Meğer suskunluk içinde kaç dili barındırıyormuş? İnsan öğrenince sessizliğin dilini, O'nun sesini duymak hiç de zor olmuyormuş..." Aşk'ı Semazen

Nazım'a


Ah be Nazım,
Gelseydin yeniden dünyaya
Milenyum denen bu çağa
Yazar mıydın kavganı
Bitmek bilmez satırlarla?
Dünya bildiğin dünya değil Nazım
Almış götürmüş kapitalistler onca para
Fazla gelmiş senin gibi bir yoldaş
Bu dünyaya
Ah be Nazım,
Açsaydın mavi gözlerini
Görür müydün
Senden geriye kalan
Ne kavgan, ne sürgünlerin
Senden geriye kalan
Doyulmaz aşk sözcüklerin
Parmaklıkları saydın saydın bitmedi
Kaç gece sayıkladın adını sevdiklerinin
Volta ile anılır adın
Mahpus damlarında
Aşklarını yaşadın
Onurlu, dimdik, kadere inat
Hep tutsaktın
Gökyüzüne hapsettiğin şiirlerinde
Ah be Nazım,
Ne olurdu da kalsaydın
Yine sana aşık olurdu kadınlar
Yine sen şiirler yazardın
Ve yine memleketime bahar gelirdi
Bak ne oldu şimdi Nazım?
Sensiz memleketim hep yetim kaldı.

Cansu & Deniz Han