31 Mart 2012 Cumartesi

Camdan kalp (çay severlere)



Yıllar yıllar önceydi… Lale devri çocuklarıydık biz. Zaman Tanzimat,  dönem Osmanlı. Aşk ama yine her yerdeki gibi aynı. Küçük bir cam atolyesi ve ustası ben. Yüreğimdeki acının adı; aşk! Beni ona bağlayan neydi bilmiyorum?! Öyle garip ki; boyu posu, ince beli değildi beni ona vurduran, beni bana kırdıran bu sevdanın adı. Onu düşünmediğim tek saniye zulümdü bana. Onunla olmam imkansızdı, onla olmamak da ihtimal dışı… Olasılıksız bir aşktı bu. O sarayın gözde çiçeği, bense küçük cam atolyesinin ustası. Masalımdı o benim, yaşamam gereken hikayemdi. Kaderle ilgili ne düşünürsünüz bilmem de, bana göre tesadüf diye bir şey yoktur! Eğer biri bir yerde karşınıza çıkıyorsa ve çıkma ihtimali size göre yoksa, bu kader değildir de nedir? O benim yazılmış yazımdı… Alnımın yazısıydı. Biliyorum onu sevmek, boynumun borcu!
  Onu gördüğüm o ilk an, nasıl unutulur o an? Padişahın fermanıyla bütün cam ustaları sarayda toplanmıştık. Padişah emrini açıklarken gördüm gözlerini… Sarayın camından parlayan bir güneşti sanki! Öyle güzeldi ki tarifi imkansız… Gözleri zindanım oldu, beni oraya mühürledi. Ona yaklaşmanın tek bir yolu vardı; padişahın fermanı! Uzak uzak yerlerden, doğudan  Japonya denilen bir yerden gelmişti bize çay. Sevmiş, benimsemiştik. Sanki yıllardır aradığımız tattı bu. Öyle sıcaktı ki, sanki biz gibi, Türk gibi… ‘Demlenmek’ tabiri artık iki şey ifade ediyordu. Biri rakı, biri çay. Uzun lafa gerek yok! Padişahın fermanı demiştik. Ferman; çayı içmek için bir bardak! Bunu yapan usta, bundan sonra sarayın bütün cam işlerinden sorumlu olacaktı, yani saray mensubu! Ona ulaşmamın tek yoluydu bu…
  Saraydan çıkınca demlenmek lazımdı. O ince beli bir saniyeliğine bile olsa akıldan çıkarmak lazımdı. Ey koca Yeditepeli İstanbul, Fatih bana bu aşkı ver diye mi fethetmişti seni? Dostlarla demlendikten sonra nara ata ata döndüm eve. Sokaklar, İstanbul duysun istiyordum içimdeki yangını. Duysunda çare olsun bana!
   Günler geceler atölyede geçti sonra. Öyle bir bardak olmalıydı ki, beni ona daha da yaklaştırmalı. Öyle bir bardak olmalıydı ki, görür görmez ona aşkım anlaşılmalı… Neler yaptım, neler denedim bir bilseniz. Kalp şeklinde bardaklar mı yapmadım, rezil olma pahasına. Yaptığım hiçbir şey içime sinmiyordu. Bir gün gözümü kapattım. Karşımda o! Yakan bakışları ve ince beli! Tam karşımda uzansam tutacağım sanki ama elimi atmamla bir rüyadan uyanmam bir oldu. Hayali bile yetmişti beni benden almaya… İşimin başına geçtim. Sanki ona nefesim değsin diye, üfledim cama. İncelttim belini bardağın, koymadım kulp falan! Elini hafiften yaksın istedim bardağa dokunanın, benim yüreğimin yandığı gibi, ona aşkım gibi… İnce belinden sonra altını biraz geniş tuttum, böylece çay daha zor soğuyacak, sıcak kalacaktı. Kalbimin sıcak kalmasına itafen olacaktı bu. Yapmıştım. Onun gibiydi, aşkım gibiydi… İçine demlediğim çayı koyduğumda, o ilk yudum, çaya vuruluşum. Sanki ben çay, o ince belli bardak!

   Bardakların teslim günü geldiğinde, içimde onu görecek olmanın 
inanılmaz tarifiyle gittim saraya. Padişaha bütün ustaların yaptığı 
bardaklarda sunuldu çaylar. Nedendir bilinmez, benimkini beğendi padişah. İçinde ‘aşk’ olduğunu görmüştü beklide, ama benim gözlerim görmüyordu ince bellimi. Artık saraylıydım bende, sarayın cam ustasıydım. Bundan böyle bütün Osmanlı tebasında, benim bardağımdan içilecekti çaylar…
   Saraya girişim, yüreğimin kırılışı olacakmış meğer. Başında da dedim ya kader diye, boşa değilmiş bir cama benzetmem yüreğimi… Benim ince bellim, sadrazamın oğluna yar olmuş. Onları gördüğüm an, elimde olan çay bardakları yer çekimine karşı koyamadı! Yürekte bardaklar gibi, camdandı artık…


**Not: Bildiğiniz üzere ince belli çay bardakları bizim kültürümüzün ilk akla gelenlerinden biridir. Çayla ilgili bir yazı yazmaya karar verdiğimde, bu ince belli çay bardakları nereden çıkmış, neden yapılmış diye araştırdım, ve ne yazık ki Tanzimat döneminde üretildiği dışında bir bilgiye ulaşamadım. Ben de ilk çay bardağının aşkla üretilmesini uygun gördüm :) Yukarıda okuduğunuz hikaye tamamen hayal gücümün ürünüdür, tarihi bilgileri şaşırtmak istemem :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder