Nazım Hikmet'e olan hayranlığım, aile üyelerim ve yakın dostlarım tarafından bilindik bir durumdur. Hepsi bilir ki, Cansu demek içinde biraz Nazım, biraz Piraye ile yaşamak demektir. Bir çok şiiri ezberimde yer eder. Piraye'yi hem kıskanacak hem de hayran kalacak kadar çok severim Nazım'ı... Sizlerle en sevdiğim Nazım şiirini paylaşmak istedim bugün. Sene 1945, Bursa cezaevine Nazım'ın beklediği mektup gelir, mektup kalbinin kızıl saçlı bacısı Piraye'dendir. Nazım öyle beğenir ki Piraye'nin yazdıklarını, mektubu şiirleştirir ve şiirin de altına ikisinin adıyla imza atar, karıcığının emeğini yok saymaz.
Dilerim sizin de yüreğinizde güzel bir yer bırakır bu şiir;
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
18 Şubat 1945
Piraye Nâzım Hikmet
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder