İnsanların kokusu vardır, bir de ayak sesleri. Başka mı? Renkleri, bilinmez! Gözleri, bilinmez! Karanlıktır hepsi, seçilmez. Ama kokuları öyle mi? En çok aşikar edendir silüetlerini. Bahsettiğim parfüm kokusu değil öyle olsa nasıl ayırt edebilirim aynı parfümü kullanan iki kişiyi? Parmak izlerimiz gibi kokularımız da özeldir. Kimi deniz kokar, görülmeyen mavilere manidar. Bu insanların bir ayağı eşiktedir. Gideceklerdir, bellidir. Denizin hasreti kokar öyleleri, bir yelkenli bulsalar arkalarına bakmadan terk edeceklerdir. Kimileri toprak gibi kokar. Güvenilir gelir bu koku. Bilindiktir, ne de olsa insanız, özümüz topraktan... Sadıktır bu insanlar. Ne yaparsan yap yanında olur, ölsen bile yine seni sarıp sarmalar. Kimisinin kokusu çiçek gibidir. Göz görmez renkleri ama bilir. Bu insanlar sonsuz renkteki çiçeğin kokusunu misafir eder teninde, ben onlara cennet kokulu derim öylece. İşte o yüzden hiç bilmediğini sandığın oysa hafızandan asla silinmeyen bir kokudur onların ki... Kimisi tatlı kokar, kimisi ekşi, ama herkesin kokusu kendine özeldir. Hafızayla koku beyinde aynı yeri paylaştığından olsa gerek, kokularını unuttuklarını hafızan siler yavaş yavaş. Kokusunu unuttuğun yok olur hatıralarından. Bir de ayak sesleri... Herkesin ki farklıdır kimi aceleci, kimi yavaş... Kulaklarım ayırt eder böylece, kimin geldiğini. Karanlık dünyamı bunlar aydınlatır. Beş duyudan biri eksilince, diğer dördü yardıma koyulur. Gözlerim görmez benim, körüm ben! Burkulmasın yürekleriniz, siz gördüğünü sananlardan daha çok şeyi görürüm! Siz bakarken görmeyenler, asıl ben üzülmekteyim bu halinize... Beethoven yavaş yavaş kaybederken kulaklarını, ağır bir depresyona girer. En son bir otel odasında intihar etmeye karar verir. Otelde tanıştığı kör bir genç kız ay ışığının parladığı bir gece, "Ayın ışıldadığı bir geceyi görebilmek için her şeyimi verirdim." diyene kadar düşünmektedir nasıl intihar edeceğini... O anda vazgeçer, ölmekten. Duymakta git gide zorlanan kulakları olsa da görebilmektedir ay ışığını, denize yansımasını, yakamozları... Ve yukarıda dinlediğiniz Ayışığı Sonatı'nı(Moonlight Sonata) besteler. Yıllar sonra işitme duyusunu tamamen kaybettiğinde, işitmesi gereken bir şey de kalmamıştır geriye. Çünkü artık notalar içindedir, müzik ruhundan gelmektedir. Kariyerinin en başarılı eserlerinden olan 9. Senfoni'yi tamamen sağır olduğunda yapmasının sebebi bu mucizedir. Ben kimmiyim? Size karanlık dünyadan, yüzyıllar öncesinden seslenen kör bir genç kızım sadece. Ayın ışıldadığı tek bir geceyi görebilmek için her şeyini verecek bir körüm! Bilin istedim renkler de içimiz de, müzik de ve yapamadığınızı düşündüğünüz, size engel olan ne varsa hepsini yenme kuvveti ruhunuzun en diplerinde... Ayışığını görüyür musunuz? O zaman bunca sitem, memnuniyetsizlik ne diye?...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder