Bu sabah yağmur var İstanbul'da, hala da yağıyor. Mevsim sonbahar, aylardan Eylül... Yazın ayağı eşikte, gitmeye niyetli. Güz kapıda, zile basıyor... Bir misafir giderken, diğeri gelmeye hazırlanıyor. Onlar mı hancı, biz mi diye düşünüyorum. İnsanoğlu mu mevsimleri ağırlıyor, mevsimler mi insanlığı? Yoksa her ikimizde yolcu muyuz? Peki öyleyse hancı nerede? Yağmuru izlerken geçiyor düşünceler aklımdan...
Biraz melankoliğim bu sabah... Yaza aşığımdır ben, ondandır terkedilmeye hazırlıyorum kendimi... (Terkedilmenin hazırlığı olur gibi!) Baştan kabullenilmiş bir ayrılık bu, yazın gideceği geldiği ilk günden belli... Hazan mevsimi kapımda, kalacağını iddia ediyor, ben yaz gibi değilim seni terk etmem diyor, inanmak istiyor, inanamıyorum... İşte bundan bu sabahki hafif depresifliğim...
Bu sabah gökyüzü dumanlı... Aklımda geçmiş, gelecek bunalmış... Kabullenmek istemesem de, özlemişim bu havayı diyorum, sonra yazla ayrılığımıza leke düşmesin diye susuyorum. Yaz beni terk etsin, ben onu kırmayı istemiyorum. Bu ayrılıkta da tek kötü söz etmiyorum, yaşattıkları için teşekkür ediyorum... Sanırım büyüyorum. Bu sabah yağmur yağarken İstanbul'da, çocukluğumu kaybetmekten korkuyorum, haa bir de şarkıların seni bana getirmeyeceğini biliyorum... Elveda yaz...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder