1961 Mayıs' ında Nazım Hikmet, Dünya Barış Komitesi adına Fidel Castro'ya Barış ödülü vermek üzere Havana- Küba'ya gider. Ve o meşhur "Saman Sarısı" şiiri orada yaşadığı devrimci çoşkunun etkisiyle yazılır. Bir çoğumuz bu şiirin bir kısmını çok iyi bilir. Çok mutlu olduğumuzda sormaz mıyız birbirimize; "Mutluluğun resmini çizebilir misin?" diye. İşte o şiirinde, ressam Abidin Dino'ya mutluluğun resmini yapıp yapamayacağını sorar Nazım'ın mısraları;
"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini,
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortasındaki Küba'nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
Ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?"
Aslına bakarsanız ben Nazım'ın komünist tarafıyla pek ilgilenmem, benim için "bir sevda şiirini bir kavga şiiri kadar seven" adamdır o. Ben onun aşk kokan mısralarını tutarım ezberimde, ama ideolojisi ne olursa olsun düşünen bir beyni, beğensem de beğenmesem de kendi için doğru gördüğü yolda yürüme inancı her zaman etkiler beni. Mutluluğun resmini yapıp yapamayacağını sorduğu bu mısralar aslında Küba'da bir rüyasını gerçekleştirmenin üstüne yazılmıştır. Beni bu hikayede en çok etkileyen ise Abidin Dino'nun Nazım'ın bu şiirine kendi kaleme aldığı şiiriyle verdiği cevabıdır. Aslında sizle bugün paylaşmak istediğim bu şiirdi işte;
kokusu buram buram
tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı
bambaşka
işçiler
gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında
varnanın tozu
yüreğinde
ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza
bassaydık seni nazım,
yapardım mutluluğun
resmini
başında
delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp
yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız
yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten,
gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler...
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş
olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
ve dolaşsaydık
türkiyeyi
bir baştan
bir başa.
yattığımız
yerler müze olmuş,
sürgün şehirler
cennet.
işte
o zaman nazım,
yapardım mutluluğun
resmini
buna da ne tual yeterdi;
ne boya...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder