17 Nisan 2012 Salı

Armut ağacı vesilem oldu, babam kalemime misafir

Öğle saatlerini biraz geçmişti. Bir anda aklıma düştü, babam yola çıkmıştı. Aradım. "Vardım." dedi. "Armut ağacının tam karşısındayım. Tek bir armut ağacı." Onun gözleriyle tabiata bakmayı istedim o anda. Yeşil gözlerinde bir mucizeye şahit olmanın parıltıları saklıdır diye geçirdim içimden, suskunca. Babam; tabiat baba gibidir. Toprak en büyük, en zevk aldığı uğraşıdır. Sabah uyanır uyanmaz çıktığı bahçede kendini kaybeder. Aşı yapmaya bayılır, bu konuda da başarıları ortadadır. Kardeşimle birlikte onun Botanica adlı kitabını yuttuğunu düşünürüz. Yolda geçerken herhangi bir bitki görseniz, size latince ismini, geldiği familyayı, hangi iklimlerde yetiştiğini, güneş mi gölge mi sevdiğini ve bir bitkiyle ilgili aklınıza gelebilecek bir çok bilgiyi verebilecek kişidir. O; tam bir doğa aşığıdır. Bana göre bu onun inanç şekli. Hepimiz farklı farklı buluruz varlığı. Ben babamın O'nu cennet yansımalarında bulduğunu düşünürüm. Bir bitkiye bakarken, gözlerindeki ışıktan anlarsınız bunu. Kimi insan yolculuklarda büyük bir şükür duygusu içine girer, kimi bir kitabı okurken, kimi namaz kılıp dua ederken, kimi yoga yaparken. Kimin nasıl varlık sahasına girdiğini bilemeyiz, herkesin yöntemleri farklıdır. Babamın ki ise tabiattır.  O yüzden öğle saatlerini biraz geçmiş telefonda konuşurken, tek bir armut ağacının karşısında durmasının anlamını bütün kalbimle hissettim. Sesi çok neşeliydi. 
"Armut ağaçlarının yaprakları sonbaharda dökülmeden önce eflatun olur. Biliyor musun?" diye sordu. Bilmiyordum tabii ki, ama eflatun bir yaprağı hayal etmek bile güzel gelmişti. "Yazsana armut ağacıyla ilgili bir şeyler" dedi sonra. "Armut ağacı bir yazıyı hak ediyor diyorsun yani." dedim. Güldü. 
Ne desem armut ağacı için boş. O mucizeye, armut ağacında gördüklerine hayran olan babam, sözlerine vurulan ben. Dilerim ki bir gün onun gözleriyle bakabilirim bir bitkiye. Tek bir armut ağacında, bütün varlık sahasını gezer, yokluğa erişebilirim. 

Armut ağacı vesilem oldu, babam kalemime misafir... Bitkiler kadar sever mi bilmem ama şiir  de sever babam. O; bana şiirleri sevdiren adam. Atilla İlhan şiirlerinden okuduğu bir kaç mısrayla başlamıştır şiir sevdam. Geçirdikleri darbeden mi bilmem, Nazım'la başlatmamıştır şiire olan merakımı. Atilla İlhan'a olan sevgimden sonra, "Nazım'da oku, seversin." demiştir. Nazım'ı bir kez okuyunca vurulur küçük yüreğim mısralarına. Hayatımda kıskançlık duygusunun çok yeri olmamasına rağmen en kıskandığım kadın oluverir Piraye'ye birden. Bir erkeğe bu kadar güzel satırlar nasıl yazdırılır? 2006 yılında bir kağıdın köşesine bir şiir düşürüveririm;

Nazım'ın Pirayesi olmak isterdim
Fısıldamayın kulaklarınıza
Aldatılmaya razı mısın diye?
Açık yüreklilikle söylesenize bana
Aşk şiirlerini bir dava şiiri gibi üstün görmeyi
Kim öğretti Nazım'a?

Nazım'ın Pirayesi olmak isterdim
Bakmayın biribirinize öyle şaşkınlıkla
Gözlerine bakmaktan vazgeçecek bir adam için mi bütün bunlar diye?
Şimdi söyleyin bana
Hatununun gözlerinin elalığını bu kadar güzel anlatan
Kim oldu Nazım'dan başka?

Nazım'ın Pirayesi olmak isterdim
İnanın duyduklarınıza
Münever'i Vera'sı filan değil
Sadece Piraye'si
Kızıl saçlarımın uçuşunu hissetirdiği
Gözlerimi altın varağa benzetiği
Sadece bir eş değil arkadaş dost bacı olduğum
Bir sevgili olmak isterdim Nazım'a...
Yani ben;
Nazım'ın Pirayesi olmak isterdim
Başka  da bir şeyi değil...
                              
Nazım Hikmet, babamla aramda bir bağdır. O bilmez bunu ama onun bana ettiği armağandır. 
Babam armut ağacıyla ilgili bir şeyler yazmamı istedi. Söz döndü dolaştı Nazım'a vardı. Armut ağacı vesile oldu, babam kalemime misafir... Piraye'ye yazılan satırları kıskanan ben, babamın şiiriyle son vermek istedim bu yazıya. Annemden başkasına yazılsa, belki delirirdim kıskançlığımdan, ama gözümde dünyanın en mükemmel kadınına yazılan satırlara ancak hayranlık duyabiliyorum;



"Aksine sevgilim,kendimi küçük gördüğümden yanında
bakılan kahve falında geleceği söylenen para için
bak beni bırakma deyişim...
nafile sevgilim, bencillik değil benimki
benimki sencillik umutsuzca...."

Not: Kahramanım, sen şimdi Finike'de annenin kokusunu içine çekiyorsun; portakal çiçeğinin kokusu. Eminim bu kokuyu yüreğine hapsediyorsun. Bilirim, bilirsin, benim annem de çok çok güzel kokar, tabiatın en hoş kokuları ona misafir... Yazarken fark ettim size sahip olmak ne büyük bir şans, her kula nasip değil. Sen armut ağacı için bir şeyler yaz dersen, kelimelerim dönüp dolaşır sana ulaşır. Dilerim beğenirsin, sözlerim varlığına katılsın...



                                                                                                                            
                                                                                                              

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder