14 Nisan 2012 Cumartesi

YAŞAMAK BİR MUCİZEYE ŞAHİT OLMAKTIR!


Yaşamak bir mucizeye şahit olmaktır. 

Günlerdir yanda gördüğünüz gülün resmine bakıyorum. Matematikteki sonsuzluk "∞" bence Allah'ın işaretidir. Her birimiz birer rakam olsak, O; eksiye ve artıya giden yani ezeli ve ebedi olan sonsuzluktur. Yandaki resme bakarken sonsuzluğunu gördüm! Pembe dediğiniz renk, tek bir renk midir? Eğer öyleyse çingene pembesiyle gülün pembesi aynı mıdır? Resimdeki onun hangi tonu, hangi boyutudur? Bizim tonlarına isim koymaya bile gücümüz yetmez, gözlerimiz renklerden bazılarını anlarken, O; pembenin sonsuz tonunu yaratandır. Yani tek bir gülün rengi, sonsuzluktur! Peki ya üstündeki kar tanelerine ne demeli?.. Nasıl bir anlam yüklemeli? Yeni açan bir gül, daha gonca, üstünde kar taneleri ve o kışa inat açmaya devam ediyor, ne büyük bir direniş, ne büyük bir erdem. Tek bir gül, içinde sonsuzluk gizli, içinde O gizli! 
Öyleyse yaşamak bir mucizeye şahit olmak değil de nedir?
Yukarıda paylaştığım müzik, Omar Akram, yeni keşiflerimden. Bu ara durmadan dinlediğim müzikler arasında yerini aldı. Notalar içime işliyor sanki. Müzik bilgim yoktur. Herkes gibi bilirim; do, re,mi,fa,sol,la,si,do... Ne enteresan notalar bile başladığı yere geri dönüyor. Do'da başlayıp do'da bitiyor. Bu döngü, bu çember benim de başımı döndürüyor. Düşünsenize bu bildiğimiz notalar, ya bilmediklerimiz? Ya O'nun katında çalan müzik?..
Yaşamak bir mucizeye şahit olmaktır.
Son günlerde bunlar var aklımda. Ve garip olan, hayatın bu kadar güzel olduğunu görmem, ölümün ne kadar güzel olduğunu da fısıldıyor. Belki çocukken korkardım ölümden, hatırlamıyorum, lakin kendimi bildim bileli ölüm kavuşmaydı benim için. Büyüdüğüm topraklar, O'nun ışığını yansıtan bir alime misafir olmuştu; Mevlana Celalledin Rumi. Mevlana, ölüm gününü vuslat günü, yani düğün günü ilan eden bir yansımaydı. 
"Benim için ağlama, yazık, vah vah deme;
Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır,
Cenazemi gördüğün zaman firak, ayrılık deme,
Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır,
Beni toprağa verdikleri zaman, elveda elveda demeye kalkışma,
Mezar, cennet topluluğunun perdesidir.
Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret..."


Ölüm bir son değil, yepyeni bir başlangıçtı. Do'da başlayıp, do'da sonlanmaktı. Dünya, Adem'le birlikte oluşan bir yansımaydı, güzelliği daha güzelinin ispatı. Bir yarattığını diğerine benzetmeyen bir Yaratıcı, milyarlarca yüz, milyarlarca renk, milyarlarca hikaye yaratan bir Yaratıcı. 
Yaşamak bir mucizeye şahit olmak değil de neydi?...
Mevlana demiş ki;
"Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim..."


Güneş olmak, rüzgar olmak hepsi mümkün. Hepsi bu mucizenin içinde, içimize üflediği nefeste...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder