9 Nisan 2012 Pazartesi

Ölüyle aşk yaşamak

Hiç tanımadığım biriydi o. Bir adı vardı bana değen, bir de kelimeleri.
"İçindeki çocuğa sarıl sana insanı anlatır." diyordu. Sonrada ekliyordu; "Masum değiliz hiç birimiz." Masumiyetimizi kaybetsek de içimizdeki çocuğu kaybetmiyorduk belli ki... Ve en güzeli de bu ikisi birleşince insan oluyorduk. 
Meral Okay'ı kaybettiğimizi sabah öğrendim. Hiç tanımadığım birinin yokluğuna üzüldüm. Ölümler yakmıyor artık benim canımı. Doğuma şaşırmayan insan, ölüme neden şaşırır hiç anlayamıyorum bunu. Hiç sonsuza kadar yaşayan gördük mü? Dünyayı güzel kılan bir sonunun olmasıdır. Meral Okay adına mutluyum, boyut değiştirmek, ruh olmak ne de güzeldir... Ne de özgürdür şimdi... Kendi adıma buruk... Hayatımda izlediğim en güzel dizinin senaristiydi o, can vereniydi Seymen'le Bahar'a. Pazartesileri kaçırmadığım, iple çektiğim Asmalı Konak akşamlarının yaratıcısıydı o. Seymen'in sözleri, Bahar'ın bakışları, aşkın gücü... Unuttuklarımızın hatırlatıcısı oldu. Meral Okay bize fısıldadı. Aşk var! Kapadokya'da, Amerika'da, orada, burada ama aşk var! Çünkü kendi yüreği aşka değenlerdendi. Bugün, 2003 yılında Ayşe Arman'la yaptığı röportajı okurken gözlerim buğulandI;

Peki bütün bu gürültü patırtı içinde özlediğiniz ve eksikliğini duyduğunuz bir şey... Var mı?
- Olmaz mı? ‘‘Bugün kendimi iyi hissediyorum, şahane bir şey yaşadım!’’ ya da ‘‘Kafam karışık, canım da sıkkın!’’ diyebileceğim nefes yok hayatımda... Bazen bir filme gidersin ya, paylaşmak istersin ya da yolda bir şey gözüne çarpar, o anı daha da abartarak seni çok iyi tanıyan, bir zamanlar senin ‘‘müşterin’’ olmuş birine anlatmak istersin. İnsanların ‘‘sadık müşterileri’’ vardır ya evde, herkes vazgeçse de satın almaya devam edecek birileri. Kocan, karın, sevgilin... Bazen uzun uzadıya anlatmadan, göz göze geldiğinde bile ne hissettiğini anlayacak... Bende o yok. Eksiklikten öte bir göçük bu... Toprak kaybı gibi bir şey yaşadım. Yaman'ı kaybettim 10 yıl önce. O zamandan beri de aşağıya doğru inen bir boşluk var içimde...

Zamanla dolmuyor mu o toprak?

- Hayır, o göçükle yaşamayı öğreniyorsun...

Nasıl öğreniyorsun?

- Bazen tevekküle sığınıyorsun. ‘‘Hayat, böyle bir şeydi zaten’’ diyorsun. 93'te bütün hayata bakışım değişti. Hayat ritmim, şeklim... Ve tabii önceliklerim... 10 yıl evvel beni sinirlendiren, öfkelendiren veya coşkulara sevk eden şeylerin yerini başka şeyler aldı... Daha az öfke duyuyorum, küçük şeylere daha çok seviniyorum. Yaman'ın kaybıyla birlikte hayatın çok kısa ve hafif bir şey olduğunu fark ettim... Ölüme koşan birine eşlik edince pek çok şey öğreniyorsun. O gidecek, engel olamıyorsun, durduramıyorsun. Ne tıpla, ne aşkla ne duayla. Bir anlaşma var sanki. Ve sen tanıksın...


Engel olamadığımız şeyler var. Ancak bu kadar güzel anlatabileceğini düşünmemiştim. Tanık olduğumuzu düşünmemiştim. Meral Okay'ı hiç tanımadım ama yüreğimden sevdim. Armağandı sözleri, armağandı dizileri, armağandı gülen yüzü. Röportajın sonlarına doğu  eşinin vefatında yaşadığı bir şeyi ise şöyle anlatıyor;

"Güneş batmış, ay da var hafif, şahane bir akşamüstü. Birden Yaman'la benim en sevdiğimiz şarkı çalmaya başlamasın mı? Şaka gibi. Berlin sokaklarında kulağımızda wallkman'lerle dinlediğimiz şarkı. Öyle her an radyoda çalan bir şey de değil. Eleni Krayaundru'dan bir vals. Böyle küçük selamlaşmalarımız oluyor. Ara ara hissederim onun elektriğini. Buradan Yaman geçti derim. Kendimi çok sıkışmış, bunalmış hissettiğim anlarda bir rüzgar eser ve ben bilirim."

 O, bir ölüyle aşk yaşayan, aşkından sevgisinden vazgeçmeyen, onu yarattığı karakterlerde devam ettiren bir kadındı. Tanımasanızda hissedilir ya büyük bir yüreği vardı. Vefat ettiğini duyunca burkuldu içim. Değemeyecek artık kelimeleri dedim. İtiraf etmek gerekirse bir taraftan da sevindim. Çünkü şimdi Eleni Karaindrou'dan vals çalıyordur olduğu yerde ve aşka böylesine inanan kadın aşık olduğu adamla karşı karşıya gelmiştir. İnanıyorum ki şu an gülümsüyorlardır birbirlerine. Bir son varsa, böyle olmalı... Böyle olmayı hak etmiyor mu?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder