24 Nisan 2012 Salı

Yazsınlar adımı, aşktan ölenler arasına

Elektrik, aydınlatma, lamba, ışık, hiç biri yok. Yasaklanmış gibiler hayatımda. Gecemin esmerliğine, mumun ışığı değiyor sadece. Salonun her köşesinde yıldızlara benzer bir yansıma, alev alev eriyor mumlar geceyle yaptıkları sessiz tangoda... Evde yanmayan ampul, bir anda beynimde aydınlanıyor. Bu ara sıklaştı kendi kendime konuşmalarım, aslında ben duyanın, işitenin farkındayım. Dışarıdan deliriyor dense, mertebe sayarım. Yanınca kafatasının içindeki cevizde lamba, başladım yine kendi kendimle konuşmaya.
"Önceden yaşadıysam kesin Orta Çağ'da olması lazım" diyorum bu sefer de kendimle ettiğim sohbette, suskunca. Geçmişle koparamadığım bağlarım var.Belli ki yoktu elektrik yaşadığım dönemde. Bu düşünceye kaptırınca kendimi siyah beyaz çekimlerle buğulandırıyorum hayatımın filmini, gecmişe, Orta Çağ'daki hayatıma yolculuk ediyorum; her şey gibi bir başının bir de sonunun bilindiği. İnsan, başka bir insanın yaşamının sadece iki anından emin olabilir; doğumu ve ölümü, gerisi herkesin hikayesinde gizli... Beynimde döndürdüğüm filmin doğum zamanı belli; Orta Çağ, peki ya bitişi? Başlıyor böylece büyülü düşünceler uçuşmaya, nasıl öldüm bir önceki hayatımda? Zaman Orta Çağ olunca, cadı olmak düşüyor aklıma. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, "düşmek" ne sihirli bir kelime; akla düşmek, yazıya düşmek ve tabii ki aşka düşmek... Dağıtmadan dönüyorum hemen konuya. Cadı olarak ölseydim diyorum kendime, korkardım alevden. İnançlarına ters düşenlere cadı adını verip, yakarak öldürmüşler karanlığın çağında. Nereden nereye geldi dünya? Bugünlerde ise sözcüklerimizin alevinde öldürüyoruz oysa. Velhasıl değil benim ölümüm ateşten. Bırak korkuyu, severim ateşin yarattığı buğuyu... Boğularak da ölmüş olamam, çocukken bir gün deniz kızı olabileceğimi hayal ettiğim günler cokta geri de değil, hem fazlasıyla severim ben suyla arkadaşlık etmeyi. Düşerek ölmüş olamam, yok yok o da olmaz , korkmam ki yüksekten bakmaya. Nasıl öldüm ben bir önceki hayatımda? Bütün korkuları sıralıyorum, bir de bakıyorum, yok korku, arınmışım topundan. İşte tam o anda anlıyorum, bir tek aşktan ölmüşlerin arasında yazılmıştır adım, Orta Çağ'ın karanlığına. Aşka düşenlerdendir benim adım. Korku değil ama bir bağ var geçmişle yüreğimin arasında. Aşktan olmuştur sonum, karanlığın ortasında. Yumarken gözlerimi bilinmez yarınlara, mum ışığına yansıyan, aşkla son bulan yüreğimden öte, ne olabilir ki daha başka? Yazıyorum kendime bir son, Orta Çağ'daki hayatıma. Önceden gelip gelmediğimiz bile muamma, ama böyle bir son hoş geliyor ruhuma. Yazsınlar adımı, aşktan ölenler arasına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder